2 Ocak 2013 Çarşamba

American History X (1998)

Geçmişin Gölgesinde

"2013 yılını güzel bir filmle açalım ki tüm sene en iyilerini izleme umudunu hiç kaybetmeyelim" diyerek Geçmişin Gölgesi ile siftahı yapıyorum. Edward Norton’un oyunculuğuyla hafızama kazınan filmi, 10 yıl sonra tekrar seyretme fırsatı yakaladım. 127 dakikalık dram, suç türündeki proje sinemaseverlerin “seyredilmesi gereken filmler” listesinde olmalıdır. Sebep mi? Senaryo veya yönetmen değil. Genele baktığınızda etkisini uzun süre yitirmiyor. Yönetmen koltuğunda Tony Kaye otururken, senaryosunu David McKenna kaleme alıyor. Edward Norton’a Edward Furlong, Elliott Gould, Stacy Keach, Ethan Suplee, Avery Brooks eşlik ediyorlar. 20 milyon $ bütçesine karşılık 24 milyon $ hasılat elde etmiştir. Gösterim zamanında kıymeti bilinmeyip, sonradan değer kazananlardandır.

Babası siyahi uyuşturucu satıcısı tarafından öldürülen Derek, oldukça zeki bir öğrencidir. Babasının ölümü ve onun siyahiler hakkındaki düşüncesi ergenlik dönemindeki Derek’i altüst eder. Bir süre sonra yaşadığı yerdeki Neo-Nazi çetesine katılır ve liderin sağ kolu olmaya kadar yükselir. Bir gece 3 siyahi, Derek’in arabasını çalmaya çalışır. Derek bu durumu öğrenir öğrenmez müdahale eder; üstelik geri dönüşü olmayacak bir adım atarak. Artık hayat ne onun ne de ailesi için eskisi gibi olmayacaktır.
  
Anne Dudley’in üstlendiği müzik çalışmaları, başta Derek’in olmak üzere tüm karakterlerin yaşadığı ikilemi, nefreti ve tüm öykünün dramını çok iyi destekliyor. Mekan, dekor, kostüm, makyaj tasarımları ırkçılık üzerine kurulu projenin bel kemiğini oluşturuyor. Özellikle makyaj ve dövmelerle karakterlerin fikirleri ortaya koyuluyor. Neredeyse hiç birinin konuşmasına, derdini anlatmasına gerek kalmıyor. Tony Kaye, Derek’in hayatını öncesi ve sonrası diye ikiye bölüyor. Bu bölümleri renk ayrımı yaparak anlatıyor; adeta ırkçılığa bir gönderme yapar gibi. Geçmiş siyah beyaz anlatılırken, günümüz (yani 1990lar) renkli çekimdir. Tabi geçmişte yaşananların renge yakışmayacak olaylar olması, hatırlanmak dahi istenmemesi, daha doğrusu geçmişte kalması tercih edilmesi bu sonucu getiriyor. Siyah beyaz çekimin altındaki derin imaları bir kenara bırakırsak, öykünün gidişatını anlamamız için büyük fayda sağlıyor. Kurgunun başarısı da 127 dakika boyunca kendini hissettiriyor.
Gelelim senaryoya.. İlk düşünülen, kaleme alınan haliyle bizim seyrettiğimiz arasında ciddi farklılıklar var(mış). Sebeplerin bir kısmı ise içinde bolca şiddet, uyuşturucu kullanımı ve ırkçılıkla ilgili diyalogların geçmesidir. Bunların kesilmiş haliyle dahi bazı sahneler insana “ağır” geliyor. “Bu denli ırkçı nasıl olunabiliyor?” diye sormadan edemiyorsunuz. Tabi bu düşünce kişinin siyasi, sosyal düşüncesine göre değişebilir. Gene de sınır noktası var. Dozu aşırı gelebiliyor. Bu yüzden belli bir yaş sınırlaması olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Senaryoda ele alınan iki tarafın, Neo-Naziler ve “diğerleri”nin, tutumları med cezir misali “kabullenilir” hale sokuluyor. Buna gerek var mıydı? Kesinlikle. İşin içine şiddet, cinayet, ırkçılık girdiğinde, sebebini öğrenmek istiyor insan. Geçmişte neler yaşandı da bu hale gelindi ve devam ediyor? Senaryo en başında bunu anlatmıyor. Daha doğrusu genel olarak hepimizdeki az çok bilgi, seyretmeye yetiyor. Masa başında tartışılanlar biraz daha işin derinine giriyor. Tony Kaye, sebepleri bir anda anlatmayarak hem heyecanı ayakta tutuyor, hem de filmin büyüsünü bozmuyor. Elbette iki tarafa eşit şartlar sunulmuyor. Sonuçta “diğerleri” kötü gösteriliyor. Diğer yandan, yapılanların doğru olmadığı, gene “diğerleri”ni alaşağı ederek anlatılıyor. Haklı olup olmadıkları konusuna girmek Seyirci Koltuğu’nun hedefinden sapar, o ayrı J

Karakter detaylandırmasında, hepsinin siyasi görüşleri oldukça keskin şekilde ifade ediliyor. Derek ve kardeşi Danny’nin düşünceleri sürekli irdeleniyor. Gel gitlerin yaşanması, onlara öğretilenler, bu öğretilenler sonucu hayatlarının yönlerinin değişmesi, kardeşlerin neredeyse bir ruh içinde iki ayrı karakter yaşatmalarına sebep oluyor. Geçmiş ve şimdiki zamanın ayrımı bu yüzden çok öne çıkıyor. Derek’in içindeki kin ve nefret, sorgulanma sürecine girince olayların boyutu ortaya çıkıyor. Bu da Edward Norton’a şapka çıkarmanızı sağlıyor.

IMDB’den 8.6, Rotten Tomatoes’tan da 82 alan projenin kıymeti gişeden sonra bilindi. Tabi Edward Norton’un muhteşem performansı en iyi erkek oyuncu Oscar adaylığını getirdi. O sene “Life is Beautiful”da Robertto Benigni heykelciği kaldırdı. İki filmdeki oyunculuğu karşılaştırınca gerçekten de seçimin hayli zor olduğu anlaşılıyor. Irkçılıkla ilgili filmler arasında ilk sıralardaki yerini her daim koruyacağa benziyor.

Kardeş Danny rolündeki Edward’ın Furlong, en az Edward Norton kadar projeyi sırtlamıştır. Filmi paslaşmalarıyla tepeye çıkarıyorlar. 1977 doğumlu oyuncuyu; “Terminator 2: Judgment Day” ile tanıdık. Devamında “Pet Sematary II”, “American Heart”, “Animal Factory”, “The Crow: Wicked Prayer”, “Living&Dying”, “Night of the Demons” gibi 40tan fazla projede yer aldı. Edward Norton kadar öne çıktı mı derseniz, o çok zor.

Not: En sevdiğim film afişleri arasında American History X'inki de yer alıyor. İlk bakışta kırmızı siyah renk dışında bir şey ifade etmese de, Derek'in arkasında Danny'nin yarım yüzünün bulunması; koşulsuz şartsız abisine bağlılığını ifade ediyor. Bir yandan da Derek'in arkasında ister istemez geride kaldığını. Kırmızı rengin karakterlerin görüşlerindeki önemi de afişte vurgulanıyor elbette.

Not 2: Favori sahnem ise hiç düşünmeden ilk resmin yer aldığı siyah beyaz sahnedir. Edward Norton'a hayran kalınmasını sağlıyor. (Çok kısa bir anına, filmi ikinci kez seyretmeme rağmen hala bakamadım! İzleyenler tahmin eder.)



8 yorum:

  1. Bu filminde de ağladım ben, sonunda....
    Zaten To Kill a Mockingbird hariç "ırkçılık" temalı filmlerde hep ağladım ben ya. ahahahaaa.
    Edward Norton karizması diye bir şey var. Çok gerçekçi anlatılmış.
    "Öfkeyle kalkan zararla oturur"un ileri boyuttaki sonuçları. ahaha.
    Ya bu arada ben özlemişim ya senin yorumlamalarını. Yeni yılın ilk filmi gibi filmleri bulasın hep, tütütütüüüüğ maşşşşallaaaaaah.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Edward Norton'ın canlandırdığı her rol neredeyse efsane nitelikte. Arka planda mı kalıyor, aşırı yakışıklı mı değil de duyulmuyor anlamış değilim.

      Teşekkür ederim efenim :) Sen bu aralar okula daldın galiba? Çok görünmüyorsun.

      Sil
    2. Adam karizma ya, lütfen. ahahaha.
      Yok ya dalmam gereken okula da dalamadım, zamansızlık ve üşengeçlikten hep, bir gün ölümüm üşengeçlikten olacak. ahaha.

      Sil
    3. Konuyu American History X'ten ölümüne getirdin ya helal olsun :) Tövbe tövbee..

      Sil
    4. O zaman konuyu geri alıyorum....... bu filmde ağladın mı fatmacan?

      Sil
    5. Yok ağlamadım, sonunda epey duygulandım sadece :)

      Sil
  2. American History X diyince hemen o sahne geliyor aklıma ztn (aynı sahneden bahsedıyorsak:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesin aynı sahneden bahsediyoruz :))

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...