Pırıltılı Hayatlar |
Konuya göz attığınızda bir anda
izlemeye iten Pırıltılı Hayatlar, 2008’de yaşanmış bir olaydan sinemaya
aktarılmıştır. 90 dakikalık dramın yönetmen koltuğunda Francis Ford Coppola’nın
kızı Sofia Coppola oturuyor. Daha önceden “Lost
in Translation” ile en iyi senaryo Oscar ödülünü kapmıştı. Senaryo Nancy Jo
Sales’in “The Suspects Wore Louboutins”
adlı makalesinden esinlenerek Sofia Coppola tarafından kaleme alınmıştır. ABD
yapımının baş rollerinde Katie Chang, Israel Broussard, Emma Watson, Taissa
Farmiga yer alıyorlar. 8 milyon $’lık bütçeye karşılık şimdilik 15 milyon $ üzerinde
hasılat elde etmiştir.
Maddi durumları iyi olan,
Hollywood’da yaşayan lise çağındaki 5 genç, kendilerini ünlülerin hayatına kaptırırlar.
Onlar gibi meşhur olmak, giyinmek, göz önünde olmak isterler. Bunun için Paris
Hilton, Lindsay Lohan, Megan Fox, Orlando Bloom gibi ünlülerin evine gizlice
girip eşyalarını çalmaya başlarlar. Şöhretin tadını yavaş yavaş benliklerine
işlemiştir. Fakat bu durum çok uzun sürmeyecektir.
Yaşanmış hikaye olduğunu
öğrendikten sonra gözlerinizi dört açıp izleyeceğinize eminim. Sonuçta Hollywood
hırsızlığı var işin içinde ve amaç para kazanmak değil! Muhteşem kıyafetler,
takılar, ayakkabılar, arabalar, evler, dekor tek tek sıralanıyor. Bu detaylar
insanın ilgisini (hele de kadın olarak) çok çekiyor. Sofia Coppola, hikayenin
bu tarafından epey prim kazanıyor.
Gelelim senaryo ve filmin teknik
detaylarına. Sofia Coppala aslında senaryo yazmayı bir kenara bırakıp sadece
yaşananları aktarmış. Hikayeyi belgesel kıvamda çekmiş. Yani bir şeyler
yaşanıyor, kameraman da BBG evi gibi onları gözetliyor. Ne karakter
detaylandırması var ne de kurgu. Teknik açıdan görsellik kaliteli olsa da
belgesel kıvamında aktarım tercihi biraz amatör hava katıyor. Gönül, bu denli
ilgi çekici hikayede karakterleri daha iyi algılamayı isterdi. Sonuçta maddi
durumları iyi olan ailelerin belki de “şımarık” sınıfına girebilecek çocukları
var ortada. Yaptıkları ihtiyaçtan değil. Peki, neden? İşte bu konunun üstünde
biraz durulsaydı filmin çıtası hayli yükselirdi. Her şeyi seyirciye bırakmak
sinemada her daim başarıyı getirdiğine inanmıyorum. İzlerken elbette bunu
düşünme, yorumlama yeteneğine sahibiz. Gene de görsellikle bu yorumun birleşmesi
gerekiyor. Tabi Sofia Coppola zaten bu tür film çekmeyi tercih ettiği için
senaryonun başarısızlığını “eksiklik” olarak nitelendirmek ne kadar doğru olur,
bilinmez.
Günün hip hop müzikleri, renk ve
kontrast ayarları, kamera açıları, ihtişamlı dekor, kostüm ve saç tasarımları
filmin adrenalini öne çıkarıyor. IMDB’den 5.9, Rotten Tomatoes’tan 59 almıştır.
Her iki sitenin aynı notu verdiği nadir filmlerden olsa gerek. İdeal
puanlamanın yapıldığına inanıyorum. Oyunculara göz atıldığında Emma Watson
dışındakileri ilk kez seyrediyoruz. Neyse ki bunu hiç hissettirmiyorlar. Gayet
akıcı ve gerçekçi performans sergiliyorlar.
Senaryoyu bu denli eleştirdiğime
bakmayın. İzlediğime hiç pişman olmadım ve sonunu merakla bekledim. İzlemenizi
de öneririm. Konu ve olayların akışı gayet ilgi çekici!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder